BİLGİN ADALI

HANGİ ÇOCUK?

 

Sorularımı tam olarak sözcüklere dökebileceğimden emin değilim. Kendi yazdıklarımı yeniden okurken -ve elbette kimi dostların kitaplarını da okurken- geldim bu noktaya. Yanıt bulamadığım bir yığın soru uçuşuyor kafamda:

Ben çocuklar için yazıyorum ya, hangi çocuklar bunlar?

Kendi kitaplarıma bakıyorum:

Havşan Öyküleri’nde[1] kitabın üstüne herhangi bir yaş limiti koymamış yayınevi, ama yayınladığı kataloglarda, 7+ diye göstermiş kitabın hedef kitlesini. Sanırım doğru bir seçim. 7-14 yaş grubundaki çocukların çoğunun hoşuna gidecektir Havşan Öyküleri. Ama, anneleri, babaları okuma zahmetine katlanırsa, 5-6 yaşlarındaki çocuklar da hoşlanacaktır Havşan’ın zıpırlıklarından…

Zaman Bisikleti’ne[2] yayınevi 12+ yazmış ama bence 8+ olmalı başlangıç yaşı. Çocukların araştırmaya, içindeki mekanizmanın nasıl çalıştığını öğrenmek için, bozma bahasına bile olsa oyuncaklarının içini açmaya başladıkları, yani farklı nesneleri ilişkilendirerek buluşları anlamaya, buluş yapmaya yönlendikleri çağ diye düşünüyorum başlangıcı 8 yaş olan grubu. Kimi buluşların nasıl yapılmış olabilecekleri konusunda öyküler var Zaman Bisikleti’nde. Üstelik, ateşte pişirmesi kolay olduğu için, mısıra da çağ ve mekân sıçraması yaptırdım. Eski dünyanın, Amerika’nın keşfinden sonra tanıdığı mısır bitkisini, 100.000 yıl önceki Karain Mağarasının ön bahçesinde yetiştirdim. (Bir yazarın kitap yazarken böyle şeyler yapabileceğinin ipuçlarını da verdim ama çocuklara.)

Çatalhöyük Öyküleri’nin birinci kitabı olan Dünyamızın İlk Şafağı’nda [3] ise yayınevinin koyduğu başlangıç yaşı 9+. Bence bu da 8+ olmalıydı.

7’si, 8’i, artısı, eksisi neye göre değerlendiriliyor çocuk kitaplarının? Kim, hangi otorite, nasıl, neye göre böyle bir değerlendirme yapabiliyor, kendinde bu yetkeyi bulabiliyor? Ölçütü ne bunun? Bilmediğimiz bir turnusol kâğıdı mı var, yoksa mihenk taşı mı?

Yanıtı açık elbette: Yayınevi editörleri, bilgi ve birikimlerine dayanarak, bir kestirimde bulunuyorlar. Bilinçli ana-baba, çocuğuna kitap seçerken önce kendisi şöyle bir göz attığından, bir ölçüde doğru seçim yapabiliyor. Ya kitap okuma alışkanlığı olmayan ana-baba? Onların seçimleri “kader”e kalmış durumda.

Çocuk dediğimiz, insan olmanın erken bir evresini yaşamakta olan, gözleri ışıl ışıl, zekâsı pırıl pırıl; yeri geldiğinde çok sevecen, yeri geldiğinde çok gaddar olan, işlerine geldiğinde olanca sevimlilikleriyle yetişkinleri tavlamayı bilen, işlerine gelmediğinde olanca şımarıklıklarıyla ağlayıp bağırıp tepinen, en çok 15 yıl içinde fiziksel anıları fotoğraflarda kalan, birden ortadan kaybolup yerlerini ergen ya da ergin dediğimiz “genç”lere, “yetişkin”lere bırakan, dönüşü olmayan bir yolculuktaki bu küçük, sevimli, sevimsiz, sevecen, arsız, şımarık, uysal vb. vb. kişiler homojen bir yapı mı oluşturmaktalar?

7 yaşındaki her çocuk yedi yaşında mıdır gerçekten? 8 yaşındaki çocukların hepsinin algılama düzeyi aynı mıdır? Anasının-babasının elinde hiç kitap görmemiş bir çocukla, anasının-babasının elinden kitap düşmeyen bir çocuğun seçimleri nerede benzeşir, nerede ayrışır. Okur yazar ailelerin çocukları daha mı çok sever kitap okumayı, yoksa aile içinde kitabı, kendilerine gösterilecek ilgiye bir rakip olarak görür de nefret mi eder okumaktan? Soruları çoğaltabiliriz. Yanıtsa hemen hemen hiç yok.

İlkokul üçten dörde geçen çocuklarımıza yaz okuma ödevi olarak Şeker Portakalı’nı veren sevgili öğretmenlerimiz, kitapta yer alan pek çok öğeyi sorup öğrenme olanaklarının bulunmadığını nasıl düşünmez?[4] Düşünse bile ne yapabilir? Sınıfındaki 50-60 öğrencinin her biri için onların sosyal çevrelerine, ana-babalarına, zekâlarına, ilgi alanlarına göre ayrı ayrı kitaplar mı önermeli? Sahip olduğumuz altyapılarla, hangi öğretmen böyle bir mucizeyi gerçekleştirebilir?

Yoksa, “çocuk” dediğimiz genç insanlar, yaşına ve sınıfına göre birbirinden ayrılan alfalar, betalar mıdır. Hepsi aynı koşullarda mı yetişiyor hepsi, aynı birikimle mi gelişiyor, aynı sevgi -ya da sevgisizlik- ortamında mı büyüyor?

Bir çocuk yazarı, kimi düşünerek, hedef kitlesi diye kimi seçerek yazar, bu seçimi nasıl yapar, hangi ölçütleri kullanır? Kendi çocuklarını mı? Yeğenlerini, kuzenlerini mi? Komşu çocuklarını mı? Bir öğretmen yazarsa eğer, sınıfındaki ele avuca sığmaz, birbirinden çok farklı dünyaların birer yansıması olan 60 çocuktan adı A ile başlayan 7 tanesini mi? Babası, anasını döven çocukları mı, anası, babasına takla attıran çocukları mı?

Çocuk? Hangi çocuk? Kimin çocuğu? Nasıl bir çocuk? Kaç yaşındaki, neredeki çocuk? Tek odalı konduda, anası babasıyla aynı yatağı paylaşan, onların “ah”ları, “of”larıyla uyanan çocuk mu, özel odası, özel televizyonu, telefonu, bilgisayarı, cep telefonu olan çocuk mu?

“Çocuk”ların tümünü kapsayacak genel-geçer bir tanım yapabilecek birini tanıyor musunuz?

Her cildi en az 160-170 sayfa olan, on ciltlik  “İki Çocuğun Devrialemi”ni [5] okuduğumda ilkokul beşteydim. 40 yıl sonra, şimdi, ilk cildini yine aynı zevkle okudum. Demek ki hiç büyümemişim. Ya da, ben onları okuduğum sıralarda çocuk değil, bir yetişkindim. (Zaten yazarı da yetişkinler için yazmış o kitabı.)

Jules Verne’in Türkçe’ye çevrilmiş[6] tüm kitaplarını ortaokuldayken okuyup bitirdim. Sizce Jules Verne bir çocuk yazarı mıdır?

İhtiyar Balıkçı’yı, Sardalya Sokağını, İnci’yi[7] vb. vb. büyük bir keyifle okuduğumda, orta bir, orta ikideydim. Demek ki ben, o yaşlarda da çocuk değildim. Bal gibi de çocuktum işte. Kendi yaptığım uçurtmaları uçurmaya, balık avına gitmeye, topaç çevirmeye, çelik-çomak oynamaya bayılırdım. Şimdiki çocuklar da çelik-çomak yerine “tetris” oynuyor. Ne fark var arada?

Çok önemli bir fark var… Benim çocukluğumda üç, bilemediniz beş yayınevi, yılda üç beş kitap yayınlardı, onu da çok titizlikle seçerek… Ya şimdi?

Ortalıkta yayınevi enflasyonu var. Tüyap’ta çocuklar için kitap yayınlayan yüzlerce yayınevinin “reyon”u vardı. “Her Güne Bir Masal” kitaplarının yanında, “Her Güne Bir Dua” kitapları da boy gösteriyordu. Belli ki, günümüz Türkiye’sinde, çocuk kitabı yayıncılığı, üç beş ciddi yayınevini saymazsak, tam bir ticarete dönüşmüştür.

Ya da bir başka terslik var bu işte…

Beni aydınlatabilecek biri varsa lütfen beri gelsin.

Sanırım, bizim okuması için kitaplar yazdığımız “çocuk”, mitolojik bir varlık. Biz de Argonautların altın postun peşinden koştuğu gibi koşuyoruz onun peşinden.

Hepimizin içinde var o. Kendi çocukluk anılarınıza, kaçamak yapmadan, günahlarınız ve sevaplarınızla, içtenlikle dönecek olursanız, bulursunuz onu. Birtakım bilgileri (!?) henüz ezberlememiş de olsa 5 yaşından başlayarak, bizim ona (ama onun anlayabileceği bir dille) verebileceğimiz  her şeyi algılayıp anlayabilecek düzeydedir onun zekâsı. Ama bu zekâ bir “tabula rasa” değil ki. İşlenmiş bir zekâ. Ailede, sokakta, televizyonda gördükleri, duydukları, öğrendikleriyle işlenmiş bir zekâ. Ve çevre, beş yıl içinde o küçücük kafalarda öylesine farklılaşmalar yaratıyor ki… Her çocuk farklı bir dünya oluyor. İkiz kardeşlerde bile görebiliyoruz bu farklılaşmayı.

Öyleyse nasıl bir genelleme yapabiliyoruz? Neye göre, hangi çocuk için yazıyoruz?

Ben yanıtımı buldum… Kendi çocukluğumu ölçüt alarak yazıyorum. İçimde, o hâlâ büyümeden duran çocuk için yazıyorum. Ben yazarken o keyifleniyorsa, “Doğru yoldayım,” diyorum kendi kendime. O sıkılıyorsa, yırtıp atıyorum yazmaya başladığım metni.

Ne kadar da öznel değil mi? Ama bir yazar olarak başka seçeneğim var mı?

 

 


[1] Havşan Öyküleri 1, 2; Bilgin Adalı, BU Yayınevi, 2002
[2] Zaman Bisikleti, Bilgin Adalı, Can Çocuk, 2004
[3] Dünyamızın İlk Şafağı, Bilgin Adalı, Can Çocuk, 2004
[4] Şeker Portakalı, ilköğretim çağındaki çocuklar için zor bir kitap. Bence lise öğrencilerine önerilmeli o kitap.
[5] İki Çocuğun Devriâlemi, Jean de la Hire, (Çev. Gülten İldeniz) Can Çocuk, 2004
[6] Remzi’den mi çıkmıştı onlar, yoksa başka bir yayınevi miydi anımsamıyorum bile şimdi. Niyeyse Remzi kalmış aklımda.
[7] Varlık Yayınlarından çıkmıştı hepsi. Bizim kuşağın zenginleşmesine inanılmaz katkılarda bulunan Yaşar Nabi Nayır’ı saygıyla anıyorum. Nice kitabı Varlık yayınevi sayesinde okuyabildik, nice dünya yazarını Varlık dergisiyle tanıdık. Varlık Dergisine ilk kez abone olduğumda ortaokul üçüncü sınıftaydım.

 

*

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Bitmez bir ‘yazma’ aşkı ve sevgilerimle…

Gününüz Aydın Olsun

Nisan 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Blog İstatistikleri

  • 72,552 hits
%d blogcu bunu beğendi: