BİLGİN ADALI

ÇOCUKLAR İÇİN YAZMAK

 

Ön not:
Sevgili okur, bu, senin de katılımını isteyen bir yazıdır. Yazının kimi bölümlerinde, senden de küçük çabalar harcaman istenecektir. Bu çabayı harcarsan, bu yazı amacına ulaşabilecek, çocuk yazını dünyasına farklı bir açıdan bakabilmen için küçücük bir aralık açabilecektir. Lütfen bu zahmete katlanıver. B.A.

 

   Yazarız… Niye yazarız? Pek çok nedeni var yazmanın. Babamızdan para istemek için yazarız, sevgilimizin gönlünü hoş tutmak ya da ona duyduğumuz aşkın boyutlarını anlatmak için yazarız, ders vermek, eğitmek, öğretmek, sahip olduğumuz bir bilgiyi aktarmak için yazarız, yazmayı sevdiğimiz için yazarız, kimi duyguları, duyarlılıkları, deneyimleri paylaşmak için yazarız, siyasal görüşlerimizi açıklamak için yazarız, gazetemizde bize ayrılan köşeyi doldurmak için yazarız… Nedeni çok. Yazarız da yazarız.
   Yazma nedeni ve yazılacak konu bu kadar çok iken, yazar olanlarımız da, okur olanlarımız da, yazma ve okuma konusunda seçimler yaparız. Yaptığımız seçimlerle de, “yazar” olarak, “okur” olarak görevler üstleniriz. Seçimlerimiz, yazacaklarımız için de, okuyacaklarımız için de belli sınırlar getirir bize…
Yazma eyleminin “yazın (edebiyat)” diye adlandırdığımız alanında (türünde) üretim yapan yazarlar, sosyolojiden, psikolojiden, krimonolojiden, hekimlikten, tarihten, coğrafyadan, biyolojiden, pedagojiden vb., vb., akla gelebilecek her şeyden sınırsızca yararlanabilirler, bilgileri, birikimleri oranında yararlanmalıdırlar da.
   Ama… “Yazın” adı altında bir pedagoji kitabı yazamazlar. Öte yandan, örneğin bir pedagoji uzmanı, kimi bilgileri hedef kitlesine aktarabilmek için, eğer yazmayı becerebiliyorsa (ki çoğunlukla, becerdiklerini sansalar bile beceremezler), öyküler, şiirler yazabilir, yazınsal yöntemlerden yararlanabilir.
   Öte yandan, bir “yazıncı” yazar olarak “ben“, çocuklara yönelik metinlerimde, pedagoji alanında edinebileceğim bilgilerden yararlanabilirim ama bir pedagog gibi davranamam. Davranmamalıyım. Ya da çocuklara, onları eğitecek kimi bilgiler verebilirim satır aralarında, ama bir öğretmen gibi davranamam. Davranmamalıyım da. Çünkü ben bir öğretmen değil, bir yazarım…

   Bir “yazıncı” ve “çocuk yazarı” olarak ben ne yapabilirim?

   1. Şiir yazabilirim. Becerebilene, inanılmaz zenginlikte, sınırsız bir yazma alanı (isterseniz konu da diyebiliriz) veriyor şiir dünyası. Burada iki temel seçeneğim var:
   a. “İyişiir yazabilirim. (Bir şairden beklenen de bu olsa gerek. İyi’yi tırnak içine aldım çünkü bir metin ya şiirdir, ya değildir, şiirin kötüsü olmaz. Bir metin kötüyse, zaten şiir değildir…)

   İşte iki güzel örnek:

   GÖKYÜZÜ

   Karışır kuşların kanatları
   küme bulutlara,
   gökkuşağına…
   Sesim gider mi oralara?
   Gökyüzü kimin?
   Birazı bulutların,
   kuşların,
   gökkuşağının…
   Birazı gözlerimin

   GÖÇ

   Havalar soğuyunca
   Kuşları paylaşsak aramızda…
   Kırlangıçlar sana
   Pelikanlar ona
   Leylekler bana…
   Sıcacık evimize alsak

   Kış boyu baksak.
   Onca yolu aşmasın
   Göç etmesinler uzaklara.

 

Aytül Akal, Mavisel Yener, Şiirimi Kedi Kaptı, (ortak kitap) Uçanbalık Yayınları, 2004

   (Başta dediğim gibi, bu “interaktif” biz yazı. Şimdi açın özellikle ilköğretim ders kitaplarını, ünite dergilerini, bunlar gibi güzel iki şiir de siz bulun bakalım. Bulamayacaksınız. Kitapevlerinin raflarındaki kitaplarda da bu tür şiirler gerçekten azınlıkta.)

   Evet, ne yazık ki bu tür şiirler azınlıkta…
   Ben yine yazıma döneyim sevgili okurum. Başka ne yapabilirim ki?

   b. Şiir yazdığını sanan biri olarak, “Şiir” adı altında saçmalayabilirim. (Kendini şair sananların tümünün yaptığı da bu ya.) Özellikle elli yıl önce ilköğretim çağındayken bize ezberletilen, (bugün çocuklarımıza da ezberletiliyor bunlar) okuma kitaplarında okuduğumuz şiirler okutuluyor hâlâ televizyon ve bilgisayar çağı çocuklarına. Okul kitaplarında “şiir” adı altında toplanan metinlerin çoğu böyle saçmalıklardan oluşuyor. Örnek çok: “Atam atam, sen kalk da ben yatam”, “Uzun uzun kavaklar, dökülüyor yapraklar”dan başlayalım dilerseniz. “Çocuk şiiri” diye, çocukları aptal yerine koyan birtakım ne olduğu belirsiz yazılar yer alıyor çoğunlukla aklınıza gelebilecek her tür eğitim vb. kitaplarında.
Oysa, çocuklarımıza Atatürk’ü anlatacak, sevdirecek ne kadar güzel şiirler var yazınımızda. Hâlâ 40’lı, 50’li yıllarda okutulan şiirlerde direnmek niye? Sever mi bugünün çocuğu o şiirleri? Sevmez. Okumayı da sevmez böyle olunca. (Gidip hediyeli Barbie dergileri alır. Yozlaşmış değerlere ilk adımlarını atıverir, sanat-kültür denince “bandıra bandıra ye beni” diyerek paparazzi kültürünün kucağına oturuverir.)

   ( Sevgili okurum, şiir sınıfına girmeyen kötü metinlerle gerçek şiir örneklerini lütfen sen bul. O kadar çok örneği var ki… Zorlanacağını sanmıyorum. Hiç zorlanmadan, 36 ciltlik bir antoloji bile hazırlayabilirsin. Sonra da sorarsın kendi kendine, okul kitaplarında bu antolojinin ikinci 18 cildindeki şiirler yerine, neden ilk 18 cildinde bulunan metinler yer alıyor diye…)

   Sonuçta, sanırım ilköğretim okullarında öğrencilere en çok şiir ezberletilen bir ülkenin çocukları olarak, bizim çocuklarımızın şiir okuma zevki daha ilkokulda köreltiliyor, kısırlaştırılıyor, tümüyle öldürülüyor. Birkaç özverili öğretmenin yoğun çabalarıyla, aradan ancak bir iki çocuk sıyrılıp şiirin tadını yakalayabiliyor.

   2. Öykü, roman yazabilirim.
   a . Geleneksel (başka bir ad bulamadığım için geleneksel dedim) öyküler yazabilirim. Bakın bunu, eli kalem tutan, düzgün cümle kurmayı bilen herkes yapabilir. Ninenizden dinlediğiniz, Ahmet Amca’nın kaybolan keçisini, köpeği Çomar’ın yardımıyla nasıl bulduğunu, ya da akıllı Ali’nin okula gitmek için her gün yürüdüğü on kilometrelik yolda başından geçenleri, karlı bir kış günü azgın kurtlardan nasıl kurtulduğunu vb. anlatmanız yeter… (Yanlış anlaşılmasın, elbette bunlar da yazılmalı ama doğru bir anlayışla, ilkel olmayan bir kurgulamayla, çağdaş bir söylem içinde…) İdealist (!) bir yazar olarak, çocukları eğitmek amacıyla, “Annem kardeşimi ağzından doğurdu” gibi öyküler de yazılabilir elbette. (Bilmem farkında mısınız, artık “leylek getirdi” masalına inanmıyor çocuklar.)
“Çocuk yazını” adı altında yazılıp da piyasaya sürülen, inanılmaz düzeysizlikteki örnekler o kadar çok ki, yazıyı uzatmasın diye örnek vermek istemiyorum.

   (Sevgili okurum, bunun örneklerini bulmada da zorlanmayacağını düşünerek, o birbirinden güzel (!) çocuk kitapları dünyasında gezinme işini sana bırakıyorum. Git bir kitapevine, çocuk kitaplarının bulunduğu raflardan on tane kitap seç, -hadi iyimser olayım- en az beş tanesi yukarıda vermediğim örneğe, tipik bir örnek oluşturacaktır. )

   b. İyi niyetli, çocuğa bir şeyler vermeyi amaçlayan, dersi çok ama öyküsü yok metinler yazabilirim. Bir tür, yazınsal (?) Hayat Bilgisi dersi olacaktır bu, ve yazar, yazarlığı bırakıp öğretmenliğe soyunmuş olacaktır. Görevi olan yazarlığı unutup, “üstüne vazife olmayan” öğretme işine girişmiş olacaktır.
   Ne yazık ki, iyi niyetli pek çok yazarımızın yaptığı sonuçta bu oluyor. Hele bir süre öğretmenlik yapmışsa, ya da halen yapmaktaysa… (Ne olur, iyi öğretmenler ve çok güzel kitaplar üreten öğretmen yazarlar alınmasın buna, sözüm onlara değil.) Kitap bir öykü kitabı olarak sunulmuş ama içinde öykü yok. Ne var? Yaşamdan alınması gereken dersler var. Yapılması gereken şeyler var, yapılmaması gereken şeyler var. Çocuğun, ansiklopedilerde, ders kitaplarında vb. bulabileceği her şey var. Ama öykü yok! Bir öykü dokusu yok! Geçenlerde okuduğum birini şöyle özetleyebiliriz: “İyi çocuklar, sabah ilk iş yüzlerini yıkayıp dişlerini fırçalarlar. Güzel bir kahvaltıdan sonra, akşamdan hazır ettikleri çantalarını kapıp okula giderler. Yolda tanıdıklarıyla karşılaşınca, ‘Günaydın’ demeyi ihmal etmezler…” Böyle sürüp gidiyor adına öykü (?) denen metin. Çocuk bunları zaten her gün, anasından, babasından, halasından, öğretmeninden dinliyor. Bunları bir kez daha yinelemek için öykü okumasına gerek yok ki? Hayat Bilgisi kitapları, ünite dergileri bunlarla dolu.

   Eeee? N’olucak şimdi? Ben ne yazacağım? Nasıl yazacağım?

   (Önce bir soru sevgili okurum: Aylarca çok satanlar listesinin tepesine taht kurmuş olan “Da Vinci’nin Şifresi” okuyucusuna yurttaşlık bilgisi dersleri verseydi, bu kadar çok beğenilir de okunur muydu? Ya da, çok severek okuduğun herhangi bir kitap, sana ahlak bilgisi dersleri verseydi, görgü kurallarını öğretseydi, okur muydun? Sen yanıtını düşüne dur, ben yazımı sürdüreyim…)

   Ben, çocuklar için ÖYKÜ, ROMAN, ŞİİR, OYUN yazacağım. Tıpkı büyükler için yazıldığı gibi. Yani öyle yapmalıyım. Dilimi biraz daha yalın tutmalıyım belki büyükler için yazanlara oranla. Cümlelerim çok uzun, karmaşık olmamalı. Derin, felsefi tartışmalara yol açacak konular seçmemeliyim. Çocuklara ille de bir ders vermem gerekiyorsa, onları da satır aralarında, gizlice söylemeliyim. Çocuğun kitabı bir görev gibi okumasını önleyecek, onu çekip götürecek küçücük de olsa bir serüven tadını asla ihmal etmemeliyim. Çocuğun yaşadığımız dünyayı, daha yüzeysel sayabileceğimiz bir düzlemde de olsa ( yüzeysel olup olmadığı çok tartışılabilir bir konu elbette), yetişkinler gibi algıladığını unutmamalı, özellikle de çocukları yetişkinlerin az gelişmişi gibi algılamamalıyım.
   Çocuklar, geri zekâlı yetişkinler değildir. Ama bu önermenin tersi doğru olabilir: Kimi yetişkinler, zekâsı gerilemiş çocuklardır…
Amacım, çocuğa bir ders vermek, iyi bir yurttaş olmanın yollarını öğretmek vb. değil, onun keyifle okuyacağı, eline aldığı zaman bırakmak istemeyeceği metinler üretmek olmalı. Çocuğa ders verme bağlamında söyleyeceğim bir şeyler varsa, öykünün, romanın, oyunun ve özellikle de şiirin satır aralarında yer alabilir bunlar.
   Ben, elimden geldiğince böyle yapmaya çabalıyorum yazdıklarımda. Aynı çaba içinde olduğunu gördüğüm yazar dostlara da sevgiyle ve saygıyla yaklaşıyorum. Çocuklar için “yazınsal” metin üretmeyi, bir eğitim aracı olarak görenler, lütfen oturup ders kitabı falan yazsınlar.

   Meraklılarına notlar:
   1. Bu yazı, kendi kitaplarıma göz atarken gördüğüm kimi zayıflıklar nedeniyle, bir özeleştiri olarak tasarlanmıştı, ama her nasılsa bir genellemeye dönüştü. Ne yazık ki, çağımızın tüketim toplumunda, çocuklar için yazılı materyal üretmek, sakız üretmekle eş tutulmaya başlandı. Ülkemizde sakız üretenlerden çok, “çocuk kitabı” (!) üreten yayınevi var bugün. İnanın bana, sakızlar daha kaliteli. Bu arada, gerçekten nitelikli kitaplar yayınlayan az sayıdaki yayınevleri (Can, Günışığı Uçanbalık, Tudem, Bilgi, vb.) seslerini yeterince duyuramıyorlar.
   2. Kendilerinin, sosyalist söylemin temsilcisi olduğunu sanan yazarların kitapları ve özellikle de dinsel içerikli kitaplar bu yazıda tartışma dışı bırakıldı. Onları kime havale etmeli bilemiyorum. Belki bir başka yazının konusu olurlar.
   3. Çocuk kitapları dendiğinde, kaçınılmaz olarak yaş grupları giriyor devreye. Bir yıl, iki yıl içinde, çok hızlı bir çağ atlaması yapıyor çocuklar. Anlama, algılama düzeyleri sıçramalarla gelişiyor. Yaş gruplarına bağlı olarak bir değerlendirmeye girişmenin, bilimsel bir çalışmayı gerektirdiği kanısındayım. Bunu, konunun uzmanlarına bırakıyorum. Bu yazıda sözü edilen çocuklar 8 yaş ve üstü olarak düşünülmüştür. Hedef kitlesi, okul öncesi çağı ve ilkokul birinci ve ikinci sınıf öğrencileri olan yayınlar, Ayşecik ve Fatmacık kitaplarıyla, Barbie vb. dergileriyle inanılmaz bir düzeysizlik içinde. Bu da bir başka yazının konusu olabilir.
   4. Bir çocuk kitapları yazarı olarak kendime, TV kanallarında yer alan çizgi filmleri ve o inanılmaz düzeysizlikteki dizileri rakip olarak görüyorum. Yazdığım her öyküde, “Bu metin, çocukları, izlemekte oldukları bilmem ne dizisinden bir an için bile olsa uzaklaştırabilir mi?” diye bir kaygıyla yola çıkıyorum. Bu kaygıyı tüm çocuk yazarlarına öneriyorum.

   Son bir söz: İyi niyetli olmakla, iyi metinler yazmak, farklı şeylerdir. Tanrı çocuklarımızı, iyi niyetli kötü yazarların zararlarından korusun.

 *

3 Yanıt to "ÇOCUKLAR İÇİN YAZMAK"

Merhaba,
Yazıyorum ve yazmak istiyorum…Dikkatle okudum yazınızı…Devlet Tiyatrolarında Oyuncuyum aynı zamanda Yaratıcı Drama Lideriyim ve siz büyüklerimin kitapları ile kurguladım çoğu Yaratıcı Drama atölyemi.Kimi zaman kitaplarınızdaki mesaj kazanımımlarım oldu.Kimi zaman bir kitabınızı tanıtmak oldu amacım.Zaman zamanda kendi yarattığım oyun karakterleriydi öyküleşiveren atölyelerde.Durum böyle iken yalnış yapmaktan korktuğumu belirtmek isterim.Ne yapmalı?Yoluma ışık olursanız çok sevinirim.

Aşk olsun hocam, bravo. Onlarca yıldır anlatamadığımı bir çırpıda anlatmışsınız. Yeni kitaplara baktığımda kendi çocukluğumdan yahut zamanımdan bir parça göremiyorum. Ki, ozamanın çocukları şimdiki yazarlar. çok çabuk unutmuşlar çocukluklarını.

Kaleminize sağlık hocam. Yazarlık hayatının çok başında olan birisi olan bana çok faydalı oldunuz. Değerlendirmelerinizi ve önerilerinizi aklımdan çıkarmayacağım.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Bitmez bir ‘yazma’ aşkı ve sevgilerimle…

Gününüz Aydın Olsun

Mart 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Blog İstatistikleri

  • 71,159 hits
%d blogcu bunu beğendi: